Arıların ruhunu okuyan adam Nuri Amca'nın devasa meşe ağacından bal alırken arıların saldırısına uğradığı ve dereye kaçtığı komik an

Arıların Ruhunu Okuyan Adam: Mucizevi Balın ve Muhteşem Oğulun Hikayesi

Son Güncelleme 19 Şubat 2026 Yazar Hayri Güneş

Beyler, toplanın yamacıma. Çaylar tazelendi mi? Şekeri az koyun, anlatacaklarım zaten baldan tatlı, iştahınız kapanmasın. Bakmayın şimdi burada sessiz sedasız oturduğuma; ben bu bölgenin havasını kokladım mı hangi çiçekte hangi arının çalıştığını, rüzgarın yönünden kestiririm. Arıcılık dediğin sadece kovanın kapağını açıp bakmak değil, arının dilini bilmektir. Köyde kime sorsanız söyler; ben arıların ruhunu okuyan adam olarak bilinirim.

Hani geçen gün bizim kahvede oturan fukara arıcılar tartışıyordu ya, ‘Arı mı kaçtı, oğul mu çıktı?’ diye. Güldüm geçtim. Ben havada giden arının vızıltısından, o hayvanın karnı tok mu, sırtında polen mi var, yoksa başka kovanın balını mı yağmalıyor, bir bakışta anlarım. Hatta size daha ileri bir şey söyleyeyim; havada giden arının kanat çırpışından o arının bizim Kel Ali’nin mi, yoksa muhtarın mı olduğunu şıp diye söylerim. Arı dediğin sahibine benzer, benim arım dik uçar, haysiyetli uçar! Çünkü ben, o küçücük canların içini bilen, arıların ruhunu okuyan adam rütbesine kolay ermedim.

Arıların Ruhunu Okuyan Adam Suya Gelen Arı

Geçenlerde, güneş tam tepedeyken vurdum kendimi bizim meşhur Kırkgeçit Deresi’nin kenarına. Oturdum bir taşın üstüne, sigaramı tüttürüyorum. Gözüm takıldı havaya; bir trafik var ki sanırsın E-5 karayolu! Arılar vızır vızır geçiyor. Bir tanesi geçti, baktım bu bizim komşu köylü Hasan’ın arısı, yorgun gidiyor. Bir başkası geçti, ‘Bu,’ dedim, ‘Yaban arısı, işi gücü dalavere.’ Derken… Bir tane arı gördüm beyler. Bak, abartmıyorum, arı değil mübarek, sanki bir küçük uçak! Kanatları parlıyor, yönü belli, rotası şaşmaz. ‘Aha,’ dedim, ‘Bu gidiş hayra alamet değil, bu arı bir yere bir dünya mülk yığıyor.’ Karşımdaki arı değil, sanki bir elçiydi ve ben arıların ruhunu okuyan adam olarak o mesajı almıştım.

Takıldım peşine. Siz sanıyor musunuz ki arının peşinden koşulur? Arının özüne ineceksin. O uçtu, ben yürüdüm; o vadiyi geçti, ben tepeyi aştım. Tam beş-altı kilometre! Ayaklarımda derman kalmadı ama gözüm o kanat şıkırtısında. En sonunda sarp bir kayalığın dibindeki o devasa, belki beş yüz yıllık Meşe Ağacı’nın önünde durdu. Eğer birisi bana ‘Nuri bu kadar yolu nasıl yorulmadan geldin?’ dese, cevabım bellidir: Ben arıların ruhunu okuyan adam olduğum için onların izini sürmek bana yorgunluk değil, huzur verir.

Arıların Ruhunu Okuyan Adam Meşedeki Saray

Beyler, gözlerime inanamadım. Ağacın gövdesine bir baktım, oğul konmuş diyordum ama o ne! Oğul oğulluktan çıkmış, devlet kurmuş oraya! Ağacın gövdesi boydan boya yarılmış, içinden dışarıya kehribar gibi bal sızıyor. Arılar kovanı bırakmış, ağacı mesken tutmuşlar. Ama ne bal! Kokusu beş yüz metreden adamı sarhoş ediyor. Dedim ‘Nuri, burası hazine dairesi.’ Çevredeki binlerce arı bana bakıyordu ama korkmadım; ne de olsa karşılarında arıların ruhunu okuyan adam duruyordu.

Hemen telefonla bizim çocukları aradım. ‘Getirin ulan kesim motorunu, burayı patlatacağız!’ dedim. Yarım saat geçmedi, motorun sesi vadide yankılandı. Meşeyi bir yardık ki… Aman Allah’ım! İçinden çıkan peteklerin her biri birer metre! Arıların sesi kesildi, o koca koloni şaşkınlıktan dondu kaldı sanki. Çocuklara dedim ki: ‘Bakın aslanlarım, bu işin hamallığı sizin, bereketi benim. Ben şu bir kova balı alırım, gerisi sizin olsun.’ O an arılarla aramda sessiz bir anlaşma yapıldı, çünkü ben arıların ruhunu okuyan adam olarak onların rızasını almadan tek bir petek bile sökmezdim.

Kovayı doldurdum, ağzına kadar ağırlaştı. ‘Hadi bana eyvallah’ dedim, tam arkamı döndüm… O ana kadar susan arılar bir anda ‘Vay sen misin bizim sarayı yıkan!’ deyip bir uyandılar. Beyler, gökyüzü kapkara oldu! Islık çalar gibi üzerime çullanıyorlar. Baktım pabuç pahalı, kova mova hak getire! ‘Alın balınızı da başınıza çalın!’ diye kovayı fırlattığım gibi derenin içine daldım. İki saat suyun altında kamışla nefes aldım, yemin ediyorum! Arılar suyun başında nöbet tutarken, ben de aşağıda ‘Nuri,’ dedim, ‘Hani sen arıların ruhunu okuyan adamdın, bu sefer fena yakalandın!’

Ama arıcı adam inatçıdır. İki gün sonra, yanıma üç tane boş kovan alıp aynı yere geri döndüm. Arılar hala ağacın enkazının başında yas tutuyor, perişan haldeler. Çıkardım cebimden o gün kurtardığım bir parça balı, kovanların girişine şöyle bir sürdüm. Bir kez daha arıların ruhunu okuyan adam olduğumu kanıtlamam gerekiyordu. O an ne oldu biliyor musunuz? O binlerce, on binlerce arı, sanki emekli maaşı kuyruğuna girer gibi, tıpış tıpış benim kovanlara girmeye başladılar.

Oğulun Kovana Akışı

Hiç zorlamadım beyler, kendi ayaklarıyla geldiler! Aldım kovanları, getirdim bizim bahçeye. Bir baktım ki mevcuda, sığmıyorlar! Hemen o gün kovanları üçe böldüm. Bedavadan, hem de dünyanın en kaliteli genine sahip üç kovan arım oldu. Çevre köylerden duyanlar gelip hayranlıkla bakıyor, ‘Nasıl yaptın Nuri?’ diyorlar. Onlara tek bir şey söylüyorum: Bu iş teknikle değil, arıların ruhunu okuyan adam olmakla olur.

Şimdi o arılar bal yapmıyor, resmen sanat eseri üretiyorlar. Geçen gün bir kaşık tadına bakayım dedim, gözlerimdeki katarakt açıldı, uzağı görmeye başladım! İşte arıcılık budur beyler; arının yönünü bileceksin, ağacın dilinden anlayacaksın, biraz da kaçmayı bileceksin ki sonra geri dönüp bütün orduyu teslim alabilesin. Ben, arıların ruhunu okuyan adam olarak diyorum ki; bu balı tadan bir daha ölmez!

Şimdi çayları tazeleyin de anlatayım, o arıların kraliçesiyle nasıl pazarlık yaptığımı… Bir gün bana ‘Neden maske takmıyorsun?’ diye sordular. Dedim ki; maske takan arıcı değil, yabancıdır. Ben ise onların can dostu, arıların ruhunu okuyan adamım. Onlar benim her nefesimi ezbere bilir

Bu ipuçlarını kaçırmayın!

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir